Aziz's profileZAFERTEPEÇALKÖY Şehitler...PhotosBlogLists Tools Help

ZAFERTEPEÇALKÖY Şehitler Diyarı(Aziz UZUN)

*Büyük_Taaruz--Başkomutanlık Meydan Muharebesi*ZAFERTEPE*uzunaziz@hotmail.com

My Custom Part

No content has been added yet.
March 28

30 Ağustos Başkomutanlık Zaferi ve Atatürk

 
Başkomutanlık Zaferi ve Atatürk
 
30 Ağustos Zaferi Muharebe Bölgesi :Atatürk, Fatih Rıfkı Atay’a verdiği bir beyanatta Başkomutan Meydan Muharebesi’ni ve muharebe alanını şu şekilde tarif etmektedir:düşman ordusunun asıl kuvvetlerinin toplandığı bölge “Afyonkarahisar- Dumlupınar- Altıntaş üçgeni içindeki” bölgelerdir. “Başkomutan Meydan Muharebesi adı, büyük meydan muharebesinin son safhasını teşkil eden muharebeye verilmiştir. Düşman ordusu meydan muharebesi esnasında ikiye parçalanmıştır. Bunun büyük bir kısmı Dumlupınar kuzeyinde Adatepe civarında bir dereye sıkıştırıldı ve orada imha veya esir edildi.” Beyanatında muharebe bölgesini “Altıntaş- Dumlupınar arasında” olarak belirtmektedir.
Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak 29-30 Ağustos gecesi düşmanın Çalköy’e çekildiğini, 30 Ağustos günü ise Adatepe ve Kızıltaş deresi vadisine sıkıştırılarak burada imha edildiğini söylemektedir.Atatürk zaferden iki sene sonra gittiği Çalköy’de muharebe meydanını tasvir ederken, düşman ordularının imha edildiği ve 30 Ağustos zaferinin kazanıldığı bölgeleri Çalköy civarı olarak belirtmektedir. Bir çok yayında ve hatıralarda da muharebe bölgesi Çalköy ve civarında gösterilmektedir.
30 Ağustos Muharebeleri’nin Adı: 30 Ağustos tarihinde kazanılan zaferin adıyla ilgili çeşitli değerlendirmeler vardır. 26 Ağustos’ta başlayan genel Türk Taarruzu’na “Büyük Taarruz” adı verilmektedir. 30 Ağustos Zaferine ise Atatürk’ün verdiği isim “Afyonkarahisar- Altıntaş- Dumlupınar arasında büyük bir meydan muharebesidir.” Atatürk Çalköy ve civarında olan bu muharebeye “Rum Sındığı Meydan Muharebesi” demektedir.
Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü ise Ordu, Komutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı’na yazdığı telgrafta, Çalköy civarında “bizzat birinci hatta 11 nci Tümen nezdinde bulunan Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin nezareti altında cereyan edip kesin sonuca götürdüğünden 30 Ağustos 1922 muharebesine Başkomutan Muharebesi adının verildiği”ni belirtmektedir.
Atatürk, F.Rıfkı Atay’a İzmir’de verdiği bir beyanatta ve Büyük Nutkunda Adatepe civarında bir dereye sıkıştırılan ve orada düşmanın imha ve esir edildiği muharebenin “Başkomutan Muharebesi” olduğunu söylemiştir.
30 Ağustos Muharebesi:Atatürk’ün emri ile 26 Ağustos sabahı top ateşi ile başlayan genel taarruz 30 Ağustos gününe kadar büyük bir gelişme ve ilerleme kaydetmiştir.Bu muharebelerde düşman kuvvetlerine büyük zayiat verdirilmişti ancak henüz tam anlamıyla mağlup edilebilmiş değildi. Düşmanın Eskişehir grubu ve Döker’deki ihtiyat tümenleri henüz ortadan kaldırılmamıştı. Bu yüzden düşman Eskişehir-Döker-Dumlupınar hattı üzerinde savunmaya geçebilirdi.
Bunu önlemek maksadıyla 1 nci Ordu birlikleri, Olucak, Hamurköy, Çalköy, Aslıhanlar üzerinden Dumlupınar’a gitmek isteyen beş düşman Tümenine temas etti ve güneyden taarruza başladı.Böylece Trikopis’in birliklerini Çalköy dolaylarında toplayarak Dumlupınar’a çekmek istemesinin önüne geçildi.
30 Ağustos’ta artık düşmanın beş tümenin Dumlupınar ve Kütahya yönüne gitmeleri engellenmişti. Onlar için yalnız tek kurtuluş yolu Murat Dağı kuzeyindeki Kızıltaş deresi idi. Bu dere ve derenin içi sarp patikalara sahipti. Hareketin oldukça zor ve kısıtlı olduğu bu bölgede 5 nci Süvari Kolordumuz bulunuyordu. Neticede düşmanın asli kuvveti olan 5 Tümeni bu bölgeye hapsedilmiş oldu.
Bunun üzerine harekatı sevk ve idare etmek maksadıyla Genelkurmay Başkanı F. Çakmak 2 nci Ordu Bölgesine Atatürk de 1 nci Ordu Karargahına gitti. Atatürk bu durumu şöyle anlatmaktadır. “1 nci Ordu Karargahında vaziyeti icap edenlere izah ettim ve bütün kuvvetleri seri bir taarruza teşvik ettim. Oradan da 4 ncü Kolordu Komutanı’nın yanına gittim. Vaziyet o kadar cazip idi ki daha ileriye gitmekten kendimi alamadım. Çalköy yakınında bir yere gittim. Burası düşmanın mevzi almak üzere bulunduğu bir yer idi. Oradan müşahedeme göre; Uşak’a dönen düşman kuvvetleri doğrudan doğruya Yunan Başkomutanı Trikopis’in emrinde olarak, Çalköy’ün batısında Aydemir- Adatepe- Ağaçköy mevkilerinden teşkil ettiği bir dairede idi. Arkasını da Kızıltaş Deresine vermiş idi. 1 nci ve 2nci Ordu; Kuzeyden Çalköy’ü Kırkpınar ve onun daha batısından sarmış bulunuyordu. Süvarilerimize dahi orada bu çevirme hareketini vücuda getirmiş olan birliklerle beraber sıkıştırma işlemi emredildi.”
Zafertepe’de düşman kuvvetlerine çok yakın bir durumda olan Başkomutan, tepede mevzilenmiş olan 11 nci Tümene bizzat nezaret ederek hücum emri verdi. 16 ncı ve 61 nci Tümenin düşmanla muharebede olduğu görülmekteydi. Diğer birlikler de çemberi gittikçe daraltmaktaydılar. Süvari birliklerinin de daha batıda düşmanın arkasını kesmekte olduğu haberi alınmıştı.
Birlikler ilerledikçe cephe daralmış birlikler birbirine karışmışlardı. Yapılan süngü muharebesiyle önce Küçük Adatepe tamamen ele geçirildi. 126 ncı Alayın saldırısıyla da bölgede düşmanın tutunacağı bir yer kalmadı. Düşman Kanlıköprü’ye kadar takip edildi. Bu suretle bölge tamamen düşmandan temizlenmiş oldu. Birkaç saat sonra da Büyük Adatepe alındı. Bu bölgelerde Yunanlılar büyük zayiat verdiler. Kalanlar ise düzensiz bir şekilde Kızıltaş Vadisi’nden çekiliyorlar, bir kısmı da ellerindeki bütün ağırlıkları ve araçları bırakarak Murat Dağlarına kaçıyorlardı.
Zafertepe – Çalköy – Adatepeler ve Kızıltaş Vadisi’ndeki düşman kuvvetleri, “26 Ağustos sabahı başlayan ve beş gün beş gece devam eden meydan muharebesi” sonucunda tamamen imha edildiler
Başkomutan Atatürk Çalköy’de:Muharebe meydanını gezen Başkomutan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı F. Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İ. İnönü ile birlikte 31 Ağustos 1922 günü öğlen Yunanlıların yakıp yıktığı Çalköy’e geldiler. Burada yıkık ve henüz dumanları tüten bir evin avlusunda bulunan ve masa gibi kullandıkları kırık bir kağnı arabasının üzerinde durum muhakemesi yaptılar. Kazanılan zaferin bütün savaşı sonuçlandırabilecek önem ve büyüklükte olduğu kanaatine vardılar. Şimdi Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber ordumuzun bütün kuvvetleriyle ara vermeden İzmir’e yürümesi gerekiyordu. İşte bu düşünceler üzerinde anlaşıldıktan sonra Atatürk’ün “İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” emri ile biten Türk Ordularına yayınladığı beyannamede düşmanın akibeti de belirlenmiş oldu. Çalköy’de tespit edilen bu tarihi emir üzerine İzmir’de “Akdeniz”i, Mudanya’da Marmara”yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kafi gelmiştir.
Başkomutan M. Kemal, “Büyük ve Asil Türk Milleti” diye başlayarak millete yayınladığı beyannamede: “Batı Cephesinde 26 Ağustos 1922’den beri başlayan taarruz harekatımız Afyonkarahisar – Altıntaş – Dumlupınar arasında büyük bir meydan muharebesi halinde beş gün, beş gece sürdü. T.B.M.M. Ordularının yiğitliği, şiddeti, sürati Allahın yardımının belirmesine vesile oldu. Zalim ve gururlu düşman ordusunun asıl kuvvetleri akıllara dehşet verecek kesinlikle yok edildi. Teşkilat ve teçhizat gibi gelenekleri ve zaferleri ve adı yalnızca milletimizin bilincinden ve ezeli, ebedi olan imanından doğan ordularımızı fedakarlığınıza layık olarak size takdim ediyorum” demektedir.
Böylece Çalköy ve civarında beş gün beş gece süren Türk tarihinde dönüm noktası oluşturan muharebeler Türk Ordusunun zaferiyle sonuçlanmış oluyordu.
Cumhurbaşkanı Atatürk Çalköy’de:Atatürk, Muharebeyi bizzat yönettiği Zafertepe’de zaferin anlam ve önemini ifade etmek ve bunu nesilden nesile aktarmak düşüncesiyle yapımına başlanan Şehit Asker Anıtı’nın temelini atmak amacıyla; zaferden iki sene sonra 30 Ağustos 1924 yılında Çalköy’e bu kez Cumhurbaşkanı olarak geldi.Burada, Zafertepe, Adatepeler ve Çalköy civarında yapılan meydan muharebesinin anlam ve önemini belirten yarım saatten fazla süren bir konuşma yaptı.
Daha sonra Çalköy’ü ateşler içinde yanık ve harap edilmiş bir şekilde gören Atatürk bu kez aynı yerde sadece bu köyün değil bütün milletin ve devletin medeniyet nurlarıyla donatılmasını istemekteydi. Kazanılan bu zaferin bundan sonra iktisat, medeniyet ve birlik ruhu ile pekiştirilmesini ulaşılması gereken hedef olarak belirtmektedir.Burada Atatürk tarafından Şehit Asker Anıtı’nın temelinin atılmasıyla yeni devletin iktisat ve medeniyet temelleri de atılmış oldu.
Böyle çok çetin ve kanlı mücadelelere sahne olan bölge, askeri tarihimiz yönünden de büyük öneme sahiptir. Harp Akademileri, Kara Harp Okulu ve diğer askeri okullardan gelen komutan adayları muharebe bölgelerinde alacakları eğitimleri ile zaferi bir kez daha yaşayacaklardır.Türkiye’nin dört bir tarafından gelen her sınıftan ve yaş gurubundan öğrenciler-gençler bu ülkenin nasıl ve hangi şartlarda kurtarıldığını, kurulduğunu ve kendisine emanet edildiğini yerinde görecek böylece, bu emanete sahip çıkma bilinci gelişecektir.

Tarihindeki parlak günleri gören Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet
bulacaktır.
December 30

Atatürk'ten 30 Ağustos Zaferinin Hikayesi

Atatürk'ten 30 Ağustos Zaferinin Hikayesi




''...Gelen raporları tetkik edince kat'iyyetle hükmettik ki, Türk'ün hakikî halâs güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şa'şaasiyle tulû edecekti!''

(30 Ağustos 1924'de,  Meçhul Asker Âbidesinin esas vaz'ı merasimi Atatürk'ün huzurları ile yapılmış, merasimde hükûmet ve Ordu erkânı, askerî kıt'alar ve on binlerce halk hazır bulunmuştu. Erkân-ı Harbiyei Umumiye Reisi Fevzi Paşanın (Mareşal Çakmak) Başkumandanlık Harbinin askerî safhalarını anlatan nutkundan sonra, Gazi Mustafa Kemal kürsüye geçmiştir. Atatürk, zaferin kısa bir hikâyesini yaptıktan sonra onun siyasî ehemmiyeti ve neticesi üzerinde durmuştur. Bu zafer, ayaklanan bir milletin ilk hedefi idi. Bundan sonraki hedefler ne olacaktır? Atatürk onları anlatmış ve sözlerini Türk gençliğini muhatap yaparak bitirmiştir.

Şimdi Atatürk'ü dinleyelim:

Efendiler,

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Fevzi Paşa Hazretlerinin verdiği kıymetli izahatla burada hazır olanlar ''Afyonkarahisar-Dumlupınar'' Meydan Muharebesinin ve neticei katiye veren 30 Ağustos Muharebesinin sureti cereyanı hakkında bir fikri icmalî edinmişlerdir. Beş gün bilâfasıla geceli gündüzlü devam eden en büyük meydan muharebesinin mahiyeti hakikîyesi bugün verilen tafsilâttan ziyade, yarın tarihin hükümleri, erbabı tetebbuun tetkik ve muhakemeleri okunduğu zaman daha bariz, daha şumullü bir surette anlaşılacaktır. Beni, milletim, Türk Milleti, emniyet ve itimadına lâyık görerek bu harekâtın başında bulundurdu. Bu vazife ve memuriyetimin mesut hâtırasını milletime karşı daima en derin minnettarlıkla mütehassıs olarak haz ile, iftihar ile muhafaza ediyorum. Vazifelerini milletin arzuyu vicdanîsine, ihtiyacı hakikîsine, yalnız onun iradei âliyesine tevfikan yapmış olanlara mahsus bir istirahati vicdan ile, bugün muvacehenizde bulunurken hissettiğim bahtiyarlığı ifade edemem.

1

30 Ağustos günü saat 2 de...

Efendiler, tıpkı bugün gibi 1922 senesi Ağustosunun otuzuncu günü saat ikide, şimdi hep beraber bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu üzerinde bulunduğunuz sırtlarda, kahraman Onbirinci Fırkamız, şu karşıki tepelerde muharebeye mecbur edilen düşman kuvayı asliyesine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çal köyü alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Beni buraya kadar getiren sâikın ne olduğunu izah için hatırladığım bir iki noktayı burada tekrar edeceğim.

29/30 ağustos gecesi sabaha karşı Garp Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey (1), bermutad o saate kadar muhtelif karargâhlardan ve her taraftan gelen raporlara göre harita üzerinden tesbit ve işaret ettiği vaziyeti umumiyeyi Cephe Kumandanı İsmet Paşaya göstermiş ve o da derhal ''Paşaya göster'' emriyle Tevfik Beyi yanıma göndermişti. Karahisar'da Belediye dairesinde bana tahsis olunan odada yatmakta idim. Beni uyandıran Tevfik Beyin gösterdiği haritaya baktım. Hemen yataktan fırladım. Ordularımız düşmanı sarmıştı

Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şu idi, ki ordularımız düşman kuvayi mühimmesini şimdiden, cenuptan, garptan ihataya müsait bir vaziyet almış bulunuyorlardı. Şu halde tasavvur ettiğimiz ve azamî netayiç temin edeceğini ümit eylediğimiz vaziyetler tahakkuk ediyordu.

''- Derhal Fevzi ve İsmet paşaları çağırınız!'' dedim. Üçümüz toplandık, vaziyeti bir daha mütâlea ettik ve katiyetle hükmettik ki, Türk'ün hakikî halâs güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasiyla tulû edecektir. Bu karara göre ordulara yeni emir ve tâlimat yazıldı (saat 6,30 evvelde). Fakat vaziyet o kadar mühim, o kadar sür'at ve şiddet talep ediyordu ki, bu tahrirî emirlerle iktifa etmek muvafıkı ihtiyat olamazdı. Onun için Fevzi Paşa Hazretlerinden, bizzat Altınbaş ve cenubundan hareket eden İkinci Ordumuzun ve bunun daha garbında bulunan Süvari Kolordumuzun nezdine giderek tasavvurumuza göre harekâtı tanzim buyurmasını kendilerine rica ettim.

1

Birinci Ordu karargâhında

Dördüncü kolordusu ile istihdaf ettiğimiz düşman kısmı küllisini cenuptan takibeden Birinci Ordu Karargâhına da ben bizzat gidecektim. İsmet Paşanın karargâhta kalıp vaziyeti umumiyeyi idare etmesini münasip gördüm. Fevzi Paşa Hazretleri şimale hareket ederken, ben de otomobille şimendifer güzergâhını tâkiben garba hareket ettim. Akçaşar'da Birinci Ordu Karargâhına saat 9'dan evvel idi ki vâsıl olmuştum. Ordu kumandanına bir taraftan cephenin tahrirî emri tevdi olunurken, ben de kendisine şifahen vaziyeti izah ettim ve Dördüncü Kolordunun tekmil fırkalariyle ve sürat ve şiddetle işte bu köyün, Çal köyünün garbındaki düşman kısmı küllisini ihata edecek surette muharebeye mecbur etmesini emrettim. Ve ilâve ettim ki:

''- Düşman ordusu behemehal imha olunacaktır.'' Ordu Kumandanı benim yanımda telefonla Kolordu Komutanı Kemâlettin Sami Paşayı buldu. Benim oraya geldiğimi ve emrimin ne olduğunu tebliğ etti. Bir müddet bu karargâhta kaldım. Mütemadiyen gelen muhtelif rütbedeki esir zabitanla görüştüm. Bunlardan biri erkânıharp zabiti idi. Zavallı verdiği malûmat meyanında istemeyerek Başkumandan vazifesini alan General Trikopis'in ve İkinci Kolordu Kumandanı General Digenis'in de bizim çevirmek istediğimiz çemberin içinde bulunduğunu ifade etmiş oldu. Derhal yanımda bulunan Ordu Kumandanına:

''- Kemalettin Paşayı bulunuz. Bizzat Trikopis'le beraber bütün düşman generallerini behemehal esir etmesini söyleyiniz'' dedim. Bu emir derâkab telefonla tebliğ olundu. Zavallı esir zabit benim bu emrimi işitir işitmez ikram ettiğim çayı içemieyerek büyük bir baygınlık geçirdi. Daha fazla bu ordu karargâhında kalamazdım. Muharebe vaziyetini gözümle görmek benim için mukavemetsiz bir ihtiyaç oldu. Ordu Kumandanını da beraber alarak Dördüncü Kolordu Kumandanının tarassut için bulunduğu şu istikametteki bir tepeye geldik (Arpalık civarında).

Daha ileriye, ateş yerine...

Çal köyü garbında ve şimalinde patlayan topların tarrakalarını işitiyordum. Oradan vaziyeti dürbün ile tetkike uğraşmak bana sıkıntılı geldi. Daha ileriye, ateş yerine gitmek için kat'î bir lüzum ve ihtiyaç hissediyordum, ve bu noktayı, şimdi üzerinde bulunduğumuz bu tepeyi gösterdim. Oraya gitmek lâzımdır ve buyurun gidelim dedim. Otomobillere atladık, bu tepeye gelen yola dahil olduk. Arasıra güzergâhımızın soluna düşman mermileri düşüyordu. Dördüncü Kolordunun fırkaları şarktan garba güzergâhımızı katederek seri hatvelerle ilerliyorlardı. Biraz evvel dediğim gibi saat ikide şuraya çıkmış bulunuyorduk.

Düşman kuvvetlerini gündüz gözüyle tamamen ihata etmek ve düşmanın muannidane müdafaa ettiği muharebe mevzilerine süngü hücumlarıyla dahil olarak neticei kat'iye almak elzemdi. Bunun için bütün kıtaatın azamî fedakârlıkla ilerlemesini ve bütün bataryalarımızın, hattâ mesturiyete bakmaksızın, ateş mevzilerine girip düşman mevzilerini sarsmasını istiyordum. Yanımdaki kumandanlar bu noktayı nazarlarımı anlar anlamaz derhal ve en asabî bir suretle faaliyete geçtiler. Maatteessüf şimdi ismini hatırlayamadığım, yanımda bulunan bir süvarı zabitine birkaç kelime not ettirerek düşman mevzilerini şimâlden saran ikinci orduya gönderdim. Ve şifahen burada benden işittiklerini onlara da söylemesini emrettim. Bu zabit vazifesini yapmış ve birkaç saat sonra tekrar yanıma gelerek malûmat da vermişti.

Onbirinci Fırkanın kahraman kumandanı Derviş Bey bizzat ileriye atılarak bütün kuvvetiyle düşman meziine ilerliyordu. Kolordu Kumandanı Kemâlettin Paşa, cenuptan ve garptan düşmana saldırdığı diğer fırkalarına yeniden yeniye teşdit ve tesrii harekât için emirlerini isal ediyordu. İkinci Ordunun Onaltıncı ve Altmışbeşinci fırkaları düşmanla ciddî muharebeye girişiyorlar, diğer fırkaları da ihata dairesini darlaştırıyorlardı. Bunları görüyordum. Suvari Kolumuzun daha garptan düşmanın arkasını kesmek üzere bulunduğunu bana haber getiren suvari zabiti söylemişti.

Ateşli, kanlı, ölümlü bir kıyamet kopmak üzere idi

Arkadaşlar! Saat ilerledikçe gözlerimin önünde inkişaf eden manzara şu idi: Düşman başkumandanının şu karşıki tepede son gayretiyle çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman mevzilerinde büyük bir heyecan ve helecan vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin ve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü hassa kalmamıştı. Bu ovadan, şimalden ve cenuptan birbirini velyeden avcı hatlarımızın, gurubu yaklaşan güneşin son şuaatiyle parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu. Düşman mevaziini saran bir daire üzerinde mevzi almış olan bataryalarımızın fasılasız ve amansız ateşleri düşman mevziini, içinde barınılmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş mağribe yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu.

Biran önce cihanda büyük bir inhidam olacaktı. Ve beklediğimiz halâs güneşinin tulû edebilmesi için bu inhidam lâzımdı. Zulmetler içinde bu inhidam vuku bulmalı idi. Hakikaten semanın karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara hücüm ettiler. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Kâmilen mahvolmuş perişan bir bakiyetüssüyuf kitlesi bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi pürhavf ve lerzân, bîşekil bir kitle, acaip bir halita halinde firar için fürce arıyordu. Artık gecenin koyulaşan zulmeti neticeyi gözle görmek için güneşin tekrar şarktan tulûuna intizarı zarurî kılıyordu.

31 Ağustos sabahı manzara

Efendiler, ertesi günü tekrar bu muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği zaferin azameti ve buna makabil hasım ordunun duçar edildiği falâketin dehşetini beni çok mütehassis etti. O karşıki sırtların gerisindeki bütün vâdiler, dereler, bütün mahfuz ve mestur yerler bırakılmış toplarla, otomobillerle ve namütenahi teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu metrukâtın aralarında yığınlar teşkil eden ölülerler, toplanıp karargâhlarımıza sevkolunmakta, bulunan sürü sürü esir kafileleri hakikaten bir mahşeri andırıyordu. Bu dar ateş ve savlet çemberinden bugün için kurtulabilenler birkaç bin kişilik bakiyetüssüyuftan ibaret idi. Fakat onlar da daha büyük Türk çemberi içinde çıkmaya muvaffak olamayarak başlarında Başkumandanları bulunduğu halde beyaz bayrak çekmeye mecbur olmuşlardı.

1

Artık durmadan İzmir'e yürüyecektik

Efendiler, Ağustosun otuz birinci günü takriben zevalde idi ki, yine bu Çal köyünde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki vaziyeti mütalâa ettik. Kazandığımız meydan muharebesinin bütün seferi hitama erdirebilecek bir azamet ve ehemmiyette olduğundan ittifak ettik. Şimdi Bursa istikametinde çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber bütün orduyu aslî ile bilâaram İzmir'e yürüyecektik.

Meydan muharebesi milletlerin çarpışması demektir

Efendiler, bugünden sonra İzmir'de ''Akdeniz''i, Mudanya'da ''Marmara''yı görmek için 8-9 günlük bir zaman kâfi gelmiştir. Fakat hatırlatmalıyım ki, bugün, bu üzerinde bulunduğumuz tepeye, bu yanık Çal köyüne gelebilmek için yalnız Sakarya'dan itibaren sarfettiğimiz zaman tam bir senedir. Fakat bu tesbit ettiğimiz zaferi ihzar edebilmek için bir seneyi çok bulmazsınız zannederim. Çünkü efendiler, harp, muharebe, nihayet meydan muharabesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunu çarpışması değildir. Milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi milletlerin bütün mevcudiyetleriyle, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlâklarıyla harslarıyla hülâsa bütün maddî ve manevî kudret ve faziletleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin hakiki kuvvet ve kıymetleri ölçülür. Netice yalnız kuvveti cismaniyenin değil, bütün kuvvetlerin, bilhassa ahlâkî ve harsî kuvvetin tefevvukunu mertebei sübuta vardırır. Bu sebeple meydan muharebesinde yenilen taraf milletçe ve memleketçe, bütün mevcudiyeti maddiye ve maneviyesiyle mağlûp edilmiş sayılır. Böyle bir âkibetin ne kadar fecî olabileceğini tahmin edersiniz. Mahvü izmihlâl yalnız cidal sahasında bulunan orduya münhasır kalmaz. Asıl ordunun mensup olduğu millet feci âkıbetlere uğrar. Tarih, başlarındaki tacidarların, harîs politikacıların birtakım hayalî emellerle, vasıtası mevkiine düşen müstevli orduların, müstevli milletlerin uğradığı bu nevi fecî âkibetlerle malâmâldir.

Efendiler, Türk vatanının fethetmek fikrini, Türk'ü esir etmek hayâlini umumî, maaşerî bir fikir haline koymaya çalışanların da lâyık oldukları âkibetten kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük.

Efendiler, kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve kabili istihsâl menfaatları yolunda kullanmakla mükkellef olduklarını bir an hatırladan çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve işgal etmek o memleketlerin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki, asırların mevlûdu olan bir ruhu milliye, kavi ve daimî bir iaredi milliyeye hiçbir kuvvet mukavemet edemez.

Mahkûm olmak istemeyen bir milleti, tahtı esaretinde tutmaya muktedir olacak kadar kuvvetli müstebitler artık bu dünya yüzünde kalmamıştır. Türk milleti son mücadelâtiyle, bilhassa burada ihraz ettiği zaferle, izhar ettiği azim ve irade ile malûm olan bu hak'ayikı bir defa daha sinei tarihe çelik kalemle hâkketmiş bulunuyor.

1

Türk tarihinin dönüm noktası
Efendiler, Afyonkarahisar - Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Muharebesi Türk tarihinin en mühim bir dönüm noktasını teşkil eder. Tarihi millîmiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada ihraz ettiği zafer kadar neticei kat'iyeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, cihan tarihine yeni cereyan vermekte kat'i tesirli bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.

Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada tarsin olundu. Hayatı ebediyesi burada tetviç olundu. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada pervaz eden şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır. Burada esasını vâzettiğimiz ''Şehit Asker'' âbidesi işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil edecektir. Bu âbide, Türk vatanına göz dikeceklere Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.

Efendiler, bu muazzam zaferin muhtelif âmilleri fevkinde en mühimi ve aslîsi Türk milletinin bilâkaydüşart hâkimiyetini eline almış olmasıdır. Bu hâdisenin tarihimizde ve bütün cihanda ne büyük, ne feyizli bir inkilâp olduğunu izaha lûzum görmem. Milletimizin uzun asırlardanberi hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların tahakküm ve istibdadı altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını temin yolunda ne kadar büyük felâketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin hâkimiyetini eline almış olması hâdisesinin bütün azamet ve ehemmiyeti nazarlarımızda tecelli eder. Gerçi büyük zaferin ferdasına kadar İstanbul'da halife ve sultan namı altında bir şahıs ve onun işgal ettiği hilâfet ve saltanat ünvaniyle bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini lâyık olduğu âkıbete isal etti.

Millî hâkimiyet öyle bir nur'dur ki...

Efendiler, hâkimiyeti milliye öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. Avrupa'nın ortasından tâ Şark'ın öbür ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğunun istihkak ettiği talihi daha güzel anlayabiliriz.

Arkadaşlar, sarayların içinde Türkten gayri unsurlara istinat ederek, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından tard, düşmanların denize dökülmesinden daha rehakâr bir harekettir. Türk milletini mübârek vediai ecdat olan bu topraklarda tam mânasıyla efendi olarak yaşaması ancak o fuzulî bîmâna olduktan başka, mevcudiyetleri mahzı zarar ve felkâket olan makamların bertaraf edilmesiyle mümkün olabilirdi.

Efendiler, onlar yüzünden Türk vatanının ve Türk milletinin geçirdiği kederleri, elemleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur. Bu kadar matemler ve felâketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak ve orada mesut ve hür yaşayabilmek için behemehal hâkimiyetine sahip olmak ve Cumhuriyet bayrağı altında bütün evlâtlarını toplu ve dikkatli bulundurmak lâzımdır. Efendiler, asırlardan beri inleyerek feryad eden, fakat müstebitlerin, muğfillerin, cahillerin vucuda getirdikleri mânialarla canhıraş sedasını milletin kulağına isma edemeyen zavallı vatan, bugün diyor ki, can kulağınızı harap olmuş, sinesinde en derin ıstıraplar duymuş valdenizin samimî hitabına daima açık bulundurunuz. Efendiler, Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da hükümran olmak kudret ve kabiliyetini göstermiş olan ecdadımız vaktinde bu sedayı işitmekten menedilmemiş olsalardı, Türk camiasının, Türk mefkûresinin, Türk menafiinin mahfuz ve feyizdar olacağı ana vatanı bugünkü şekli harabisinde mi tevarüs ederdik? Efendiler, artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor. İlim ve marifet, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür zihniyet istiyor. Şeref, namus, isktiklâl, hakikî varlık, vatanın bu taleplerini tamamen ve serian yerine getirmek için esaslı ve ciddi bir suratte çalışmayı emreder.

Efendiler, asırlardanberi Türkilye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin duçar olduğu zararları ancak bir tarzda telâfi edebiliriz: O da artık Türkiye'de Türkiye'den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü selâmet ve saadet hedeflerine vasıl olabiliriz.

Bu zafer, hâkimiyeti eline alan milletin ilk hedefi idi!

Efendiler, bizim milletimiz vatanı için, hürriyeti ve hâkimiyeti için fedakâr bir halktır; bunu isbat etti. Milletimiz yaptığı inkılâbatın kıskanç müdafiidir de. Benliğinde bu faziletler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan, hiç kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz.

Efendiler, milletimiz hâkimiyetini eline aldığı gün, bilmeyen kalmamıştır, en karanlık felâketlerin, en derin uçurumu kenarında bulunuyordu. Kuvvei maddiyesi yıpratılmış, vesaiti müdafaası gabolunmuş, maneviyatı, mukaddesatı duçarı tecavüz olmuş elîm bir vaziyette bulunuyordu. Bütün bunlara rağmen mevcudiyetini ve istiklâlini kurtarmaya karar verdi. Bu kararından muvaffak olabilmek için bütün milletin kendine bir hedef ve hareket tesbit etmesi lâzım geliyordu. Bütün milletin, o hedef üzerinde behemehal muvaffak olmayı gayei emel telâkki etmesi icabediyordu. Millet bütün mevcudiyetiyle, bütün fedakârlığıyla, bütün imaniyle o hedefe beraber yürüsün ve behemehal muvaffak olsun lâzımdı. Efendiler, o hedef burası idi. Gayei emel olan muvaffakiyet burada ihraz olunan zafer idi.

Efendiler, milletimiz bundan sonraki mesaisinde de muvaffak olabilmek için, millî hedefini bütün vuzuh ve katiyetle, tekmil vatandaşların nazarında ve vicdanında bütün parlaklığıyla tesbit etmiş bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz milletin mefkûresi tesmiye ediniz. Fakat bu unvanı verirken dikkat ediniz ki, hayalî bir mânaya kendimizi kaptırmayalım.

1

Yeni hedef: Medenî seviyemizi yükseltmek

Efendiler, milletimizin hedefi, milletimizin mefkûresi bütün cihanda tam mânasıyla medenî bir heyeti içtimaiye olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin mevcudiyeti kıymeti, hakkı hürriyet ve istiklâli, malik olduğu ve yapacağı medenî eserlerle mütenasiptir. Medenî eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan kavimler, hürriyet ve istiklâllerinden tecrit olunmaya mahkûmdurlar. Tarihi beşeriyet baştan başa bu dediğimi teyid etmektedir. Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak, şartı hayattır. Bu yol üzerinde tevakkuf veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak cehil ve gafletinde bulunanlar, medeniyeti umumiyenin huruşan seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.

Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet teceddüde vâbestedir. İçtimaî hayatta, iktisadî hayatta ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Hayat ve maişete hâkim olan ahkâmın, zaman ile tagayyür, tekâmül ve teceddüdü zarurîdir. Medeniyetin ihtiraları, fennin harikaları, cihanı tahavvülden tahavvüle duçar ettiği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle muhafazai mevcudiyet mümkün değildir. Medeniyetten bahsederken şunu da katiyetle beyan etmeliyim ki, medeniyetin esası, terakki ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak içtimaî, iktisadî, siyaî aczi mucip olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurların hukuku tabiiyelerine malik olmaları, aile vazifelerini idareye muktedir bulunmaları lâzimedendir.

1

İktisaden yükselmeye çalışmalıyız

Efendiler, milletimiz burada tesbit ettiğimiz büyük zaferden daha mühim bir vazife peşindedir. O zaferin idraki milletimizin iktisat sahasındaki muvaffakitleriyle mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, iktisaden zayıf bir bünye fakrü sefaletten kurtulamaz; kuvvetli bir medeniyete, refah ve sadete kavuşamaz; içtimaî ve siyasî felâketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin idaresindeki muvaaffakiyet ve iktisadiyatındaki müktesebat derecesiyle mütenasip olur. Hiçbir medenî devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından evvel iktisadını düşünmüş olmasın. Memleket ve istiklâl müdafaası için vücudu lâzım olan bütün kuvvetler ve vasıtalar iktisadiyatın inbisat ve inkişafiyle mükemmel olabilir.

Milletimizin muttasıf olduğu kuvvetli seciye, sarsılmaz irade, ateşîn milliyetperverlik iktisadî muvaffakiyetten nebeân edecek feyizlerle de lâyık olduğu derecede takviye olunmak zarurîdir. Asır mübarezesinde milletimizi muvaffak edecek bir iktisadî hayat teminini istihdaf eden umumî maarif ve terbiye sistemlerimiz, her gün daha çok esaslaşacak ve elbette muvaffak olacaktır.

1

Efendiler, artık bugün hayat ve insaniyet icapları bütün hakikatiyle tecelli etmiştir. Bunlara mugayir olan rivayetler ahlâk ve imana esas olmaz. Hakikat tecelli edince kizp ortadan kalkar. Safsatalar, hurafeler kafalardan çıkmalıdır. Her türlü teali ve tekemmüle müsteit olan milletimizin içtimaî ve fikrî inkilâp hatvelerini kısaltmak isteyen maniler behemehal bertaraf edilmelidir.

Gençlere hitap

Efendiler, son sözlerimi münhasıran memleketimizin gençliğine tevcih etmek istiyorum.

Gençler!

Cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.

Ey yükselen yeni nesil! istikbâl sizindir. Cumhuriyeti biz tesis ettik; onu ilâ ve idame edecek sizsiniz.

Arkadaşlar, bu gaza ve şehadet diyarını terkederken ''Şehit Asker''i hep beraber hürmet ve tazimle selâmlayalım.

 

BAŞKOMUTAN MUHAREBE (SAVAŞ) ALANINDA

Ordu Komutanı, Kolordulara emirlerini verip sabah raporlarını aldıktan sonra, 31 Ağustos 1922 sabahı Başkumandan ve Genelkutmay Başkanı ile birlikte Adatepe bölgesine gitti. Bu sırada Batı Cephesi Komutanı'da oraya geldi. Hep beraber muharebe meydanı gezildi. Zafertepe Çalköy - Allıören - Yeniköy - Adatepe arasında dar bir bölgede beş Yunan tümeninin ve iki kolordu karargahıyla bağlı birlikleri, syyar hastanler kolorduların ve ordunun bütün top, motorlu araç, araba, eşya, donatım ve gereçleri , dereleri ve yolları doldurmuştu. Bütün muharebe meydanı Yunanlıların ölüleriyle doluydu. Muharebe alanının etrafındaki orman ve korularda kalan Yunan er ve yaralıları toplatılıyordu. Kurtulabilen Yunanlılar Kızıltaş deresine ve derein güneyindeki dağlara dağılmışlardı. Çok kayıplara uğramış 1. 2. ve 7. Yunan tümenlerinden başka İzmir'e kadar savunma görevi almaya elverişli düşman kuvveti kalmamıştı.

Muharebe meydanında ugün sayılan, Yunanlıların terkettiği top miktarı 141 di.

Yıllar boyu sürüp gelen mücadele, günlerden beri devam eden ve özellikle birgün önce (30 Ağustos 1922) düşmanın büyük kısmını yokeden kanlı muharebelerle artık kesin olarak bitirilmiş bulunuyordu.

Gazi Başkomutan Mustafa Kemal,çökmüş br imparatorluk üzerine yeniden kurulan bir Türk Devleti'nin temellerini atmak huzuru içindeydi. Zaferden iki yıl sonra Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa durumu şöyle belirtmekteydi.:

"Muhaberebe meydanını dolaşırken Ordumuzun kzandığı zaferin büyüklüğü ve buna karşılık düşman ordusunun düçar edildiği felaketin dehşeti beni duygulandırdı. Karşıki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bırakılmış toplarla,otomobillerle, sayısız donatım ve gereçlerle, bu kalıntıların arasında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplanıp karargahılarımıza sevkedilen sürü sürü esir kafileleriyle hakikaten bir kıyamet gününü- hatırlatıyordu. Bu kadr şiddetli ateş ve saldırı çemberinden bugün için kurtulabilenler birkaç bin kişilik kılıç artığından ibaretti. Fakat onlarda daha büyük Türk çemberinin içinden çıkmaya muvaffak olamayarak başlarında başkomutanlarıolduğu halde beyaz bayrak çekmeye mecbur olacaklardı." Evet bu muharebe alanı sadece hezimete uğramış , mahvolmuş bir ordunun mezarı olmayıp aynı zamanda beşyüz yıl önce ebediyyen tarihe gömülmüş bir imparatorluğu (Bizans İmparatorluğu) hortlatmak emeliyle isterik bir Bizans ve Elenizm rüyası görenlerin (megalo idea) de mezarı olmuştu.

DURUMUN MUHAKEMESİ VE KARAR

Muharebe meydanını gezen ve son durumu bir anda kavrayan Başkomutan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı, 31 Ağustos 1922 günü öğleyin Yunanlıların yakıp yıktığı Zafertepe Çalköy'e geldiler. Burada yıkık ve henüz dumanları tüten bir evin avluısunda bulunan ve masa gibi kullandıkları kırık bir kağnı arabasının etrafında durumu gözden geçirdiler (Harp Tarihi Dairesi Arşiv No: 4/4282, Dosya 111, Klasör 1761 ve Nutuk). Düşman ekipleri asıl kuvvetleriyle imha edilmiştir. Yok edilen bu ordunun binlerce kaçakları ile Uşak'a doğru çekilen dağınık birliklerinin erlenip toparlanmasına ve herhangi bir hatta tutunmasına engel olmak lazımdır. En kötü bir ihtimal olarak; Yunanlıların, Eskişehir Grubunu az kayıplarla çekerek ve Yunanistan'dan da getirebilecekleri kuvvetlerle birleşip Milne (Akhisar-Salihli-Ödemiş) hattında veya İzmir yakınında bir savunma hattı kurmaları ve harekatımızı uzatmaya çalışmalaraı düşünülebilir. Bunun için Yunanlıların Eskişehir Grubunu'da yakalayıp mağlup etmek ve asıl kuvvetlerimizle durmadan şiddet ve süratle İzmir'e yürümek lazımdır. Karar; Düşmanı hiç aman vermeden şiddetle takip olmalıdır. Bu ana düşünceler ve düşmanı, aralıksız şiddet ve sürekli takip kararı hakkında büyük komutan aynen şöyle demektedir;

"Ağustosun 31. günü öğleye yakın idiki Zafertepe Çalköy'de yıkık bir evin avlusu içinde Fevzi ve İsmet Paşalarla buluştuk. Kırık kağnı arabalarınıon döşemelerine iliştik. Bundan sonraki durumu inceledik. Kazandığımız eydan Muharebesinin bütün seferi sona erdirecek bir büyüklük ve önemde olduğunda birleştik. Şimdi Bursa doğrultusunda çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber ordun un büyük kısmiyle durmaksızın İzmir'e yürüyecektik."

İşte bu suretle verilen karar üzerine büyük takip başladı. Başkomutan, yakın muharebe hatlarına kadar giriyor, birliklerimizin kahramanca saldırışlarını, süngü hücumlarını memnunlukla seyrediyordu. O Başkomutan ki; Kendisinin kandan ve kan dökmekten nefret etmesine rağmen, Türk Milleti'ne hayat hakkı tanımak istemeyen, Türk'ün vwe Türk Ordusu'nun şan ve şerefle dolu tarihinin büyüklüğünü bilmeyen veya bilmemezlikten gelen, gafil, sözde büyük dış siyasilere ve onların hükümetlerine Türk Milleti'nin gasp edilmek istenen hayat hakkını silah zoruyla tanıtıyor, mutlu bir devir açıyor, Anadolu Yaylasında yeni bir Ergenekon'dan çıkış sağlayarak hür ve bağımsız Türkliye'nin ve Cumhuriyetinin temelini atmış oluyordu. Yılar boyu sürüp gelen kanlı olayların son bulduğu, çok çetin engellerin aşıldığı bu anda Başkomutan, Büyük Millet Meclisi ordularını aşağıdaki bildirgesiyle taltif ediyor, milletine dört gözle beklediği zafer müjdelerini veriyordu:
br> Garp Cephesi Kumandanlığına

Orduya hitaben yazdığım beyanname ilişikte takdim edilmiştir.Bunun bütün Garp cephesindeki kıt'alara tamim olunmasını ve subaylar vasıtasıyla etrafa dahi okunmasının temin buyrulmasını rica ederim.
Başkomutan

Mustafa Kemal

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları

"Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve Necip milletimizin fedakarlıklarına layık olduğunuzu ispat ettiniz. Sahibimiz olan Büyük Türk Milleti geleceğinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakarlıklarınızı yakından görüp takip ediyorum. Milletimizin Milletimizin hakkınızdaki takdiratına aracılık etmek vezifemi, arkasını bırakmayacak devamlı olarak yapacağım. Başkumandanlığa teklifatta bulunulmasını Cephe Kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemelerini ve herkesin akıl kuvvetini ve yurtseverlik kaynaklarını kullanarak bol bol yarışmaya devam eylemesini talep ederim. Ordular; İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!"
Tükiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan Mustafa Kemal

(Kaynak : Türk İstiklal Harbi II. Cilt, Batı Cephesi 6. Kısım 2. Kitap Büyük Taarruz)

İletişim içinnnn....

uzunaziz@hotmail.com

uzunaziz@mynet.com

uzunaziz@gmail.com




 

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us
December 03

50 Yıl sonra mezarı bulunan şehit

"SANA  SESLENİYORUM  EY  ŞEHİT  OĞLU  ŞEHİT, EY   GÖĞSÜNDE  BİN  SANCAK  AÇILAN  YİĞİT !  ARADIM KABRİNİ  YAŞLI  GÖZLERİMLE  HER  AN, SENİ GÖRDÜM ÖYLE  BÜYÜKTÜN  Kİ......"(Serapa VATAN)

 

 MEZARI ELLİ YIL SONRA BULUNAN ŞEHİT

(HARPUTLU YÜZBAŞI ŞEKİP EFENDİ)


Bir sonbahar günü öğle üzeriydi. Sokaklar altın sarısı yaprakların işgaline uğramış, sanki hazin bir ayrılığın yasını tutuyorlardı.Çünkü Kasım ayının hemen arkası soğuk ve beyazlar mevsimiydi. Güneşin baygın ışıkları yeryüzünü ısıtmak için uğraşırken çocuklar sokaklarda balon şişirip mantar patlatarak kurban bayramının sevincini hep birlikte paylaşmaya çalışıyorlardı. Bizde o zaman çocuk denecek kadar küçük genç denecek kadarda büyük değildik. Kasabamızda açılan Ortaokulun ikinci mezunu ılmak için uğraşan Ortaokul okul talebelerindendik. Kasabamızda bayramlar büyük bir coşkuyla kutlanırdı. herkes kendi yaş grubundaki kimselerle gezer, bayramın tadını çıkarırdı.
Çocuklar kapı kapı dolaşarak kasabada bayramlaşılmadık ev bırakmazlar, akşama kadar birer torba şeker toplarlardı.
Bayramın üçüncü günüydü, bizde kasabamızın ortasından geçen İzmir asfaltının üzerinde arkadaşlarla geziyorduk. karşımızdan bir gezi otobüsünün geldiğini gördük, dikkatimizi çeken; Otobüsün filamasıydı.Filamada şu yazılıydı ;" 10 Kasım ve Atatürk Gezisi Erenköy Kız Lisesi" araba kasabamızın ortasında bulunan atatürk heykelinin önünde durdu. İçinden bir grup kız öğrencinin indiğini gördük. Başlarında bir kaç da yaşlı bayan öğretmen vardı. Merakımızı yenmek için otobüsün yanına vardık. Gezi Kolu Sorumlusu olduğunu söyleyen yaşluı bir bayan öğretmen geziye niçin çıktıklarını ve gayelerini anlatıyordu. Saçları beyazlamış orta boylu tıknazca bir bayan olan öğretmenin sesi titriyordu.; "10 Kasımlarda ağıtlar düzeceğimize Atatürk'ü tanıyalım, bu vatanı nasıl kurtardılar onu öğrenelim, nerelerde hang savaşları yaptıklarını ve Kurtuluş Savaşı'mızın nasıl geçtiğini görmek için bu kutsal topraklara geldik" dedi
Yolda gelirken filamadaki bir harfin düştüğünü farketmişler ve onun yerine bir harf yazmak için mola verdiler. Gezi sorumlusu ve tarih öğretmeni olduğunu söyleyen yaşlı bayan, bizden bir masa rica etti. hemen yakındaki bakkala giderek bir masa ve sandalye getirdik. Yaşlı bayan masanın başına geçerek kartondan kesmiş olduğu harfi boyamaya başladı,. hem kartonu boyuyor, hemde çevrede bulunan tarihi yerler hakkında bilgi alıyordu. O tarihte savaş günlerini yaşamış olan Zafertepe Çalköy'lü Ahmet ağa, O'nun sorularını cevaplıyordu.
Yaşlı bayan sordu; " Büyük Taarruzun yapıldığı yerler kasabamızın dışındamıdır ? " Kasabamızın Belediye sınırları içinde bulunan ve kasabamıza 2 km. olan Zafertepe Abidesi vardır. Atatürk, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesini bu tepeden idare etmiştir."
"Zafertepe'den başka yakınlarda tarihi abide varmıdır ? "
" Birde Kasabamızın çıkışında bir şehitlik daha vardır, Burada bir Yüzbaşımız askerleri ile birlikte şehit olmuştur.Şehitliğin adı; Harputlu Yüzbaşı Şehip Efendi Şehitliğidir."
Bu sözleri duyan yaşlı bayan öğretmenin elinden boya fırçası düştü. "O benim babamdı" diyerek hıçkırıklarını tutamadı. Masanın üzerine kapandı. Yalvarır bir sesle;
"Ne olur babamın yattığı yeri göreyim, iki yaşımdan beri O'na hasretim, kırk snedir arıyorum, bugüne kadar başvurmadığımız yer kalmadı, fakat bir türlü yerini ve ne olduğunu bulamamıştım" diyordu. Hıçkırıklardan ne konuştuğu zor anlaşılıyordu. Gözyaşları, önündeki boya kutusuna karışıyordu. Bu acıklı sahne karşısında hepimizin gözleri yaşarmıştı. Öğrenciler biryandan hocalarını teselli etmeye çalışıyorlar, bir yandan da sesizce ağlıyorlardı.Kısa bir sessizlik çöktü kasaba meydanına. Sessizliği bozan yine bayan öğretmen oldu. Bir müddet sonra kendine geldi ve;
"Ne olur hemen şehitliğe gidelim, uzaksa arabaya buyurun", yaşlı adam;
Hayır, şu karşıda görülen abide orasıdır".
Hep beraber yürümeye başladık Öğrencilerin hepsi arabadan indiler. Onlarda kalabalığa karışarak yürümeye başladılar. En önde öğretmenler ve kasabadan yaşlılar bulunuyordu. Yaşlı bayanın Şekip Efendi'nin kızı olan tarih öğretmeninin kollarına iki öğrenci girmiş, şehitliğe doğru yol alıyorduk. İhtiyar Ahmet Ağa, savaş günlerini anlatıyordu.Öğrenciler O'nu can kulağı ile dinliyorlardı. Bazıları not tutuyor, bazıları fotoğraf çekiyorlardı. Şekip Efendi'nin kızı, belkide konuşulanların hiçbirini anlamıyordu. Babasının onlara vedalaşıp harbe gidişi hayaline geliyordu. O'na;
" Birtanem, annenizi üzmeyin, yakında geleceğim. Gelirken size güzel oyuncaklar getireceğim"
Diyerek yanaklarından öpüşünü hissediyordu. Babasının savaşa değil, çarşıya gidiyor sandığı için sevinçle el sallayışını hatırlıyordu. O zaman annesinin babasını ağlayarak uğurlamasını küçük kafası anlayamamıştı. Babası gittikten sonra annesinin hemen her gün diğer odaya geçip Kur'an-ı Kerim'i indirip okuyuşu, dua edip sessiz ağlayışı gözlerinin önüne geliyordu. Böyle hayal aleminde yürürken kolundaki öğrencinin
"Hocam Şehitliğe geldik"
Demesiyle kendine geldi. Herkes durmuş O'na bakıyordu. Hıçkırarak ;
" Babam kaç tarihinde şehit oldu ? Şehit oluşunu biliyormusunuz ?"
Diye ihtiyara sordu. Ahmet ağa biraz düşündükten sonra;
"1922 senesi Ağustos'un 29. günü akşam üzeriydi." dedi ve anlatmaya başladı.
" Ağzı köpükler içinde koşarak gelen atın durumu merakımıza gitmişti, sahibi neredeydi? Bu at Yüzbaşının atıydı. İkindi üzeri geçmişlerdi kasabadan. Acaba ne olmuştu ? Afyon Cephesi'nde bozulan düşman kaçıyordu. Bir bölük asker başlarında bir yüzbaşı ile baskına gitmişlerdi. Merakımız iyice büyüdü, acaba; Yüzbaşı ve askerleri esir mi oldu ? Şehit mi oldu? Öğrenmek için atın geldiği tarafa gittik. Vardığımızda baskına giden bir bölük askerimiz şehit olmuştu. Baskına giden diğer bölüğümüz, arkadan gelen bir Yunan Birliği'nin pususuna düşmüş, bir çok yunan askerini esir alıp gelirlerken pusudaki Yunan Askerleri tarafından şehit edilmişler.Karanlık olduğu için arkadan gelenleri fark edememişler.
Köyümüzde o zaman at,araba,öküz, kağnı hiç bir şey koymadıYunan gevuru. Canlı hayvan namına hiçbirşey bırakmadı yedi. Doymak bilmiyorlardı. Bir sene daha kalsalardı, çaydaki kurbağalarımızı bile bitireceklerdi. Kazan kazan kurbağa kaynatıp yediklerini çok iyi bilirim. Şehitlerimizi getirecek bir şey bulamamıştık. Sırtlarımızda getirdik, gördüğünüz şehitliğe gece karanlık olduğu için şehitlerimizi ertesi gün gömdük.Ruhları şad olsun. Allah rahmet eylesin. bir çok şehit verdik ama o gün zaferi kazanmıştık."
Herkes ihtiyar adamı can kulağı ile dinliyordu, O konuşmasını bitirdiğinde yürekleri kabarmış, Türklük damarlar da şahlanmıştı. Herkesin heyecanlı olduğunu farkettim, hocalarının işareti ile, öğrenciler sıraya geçtiler. Bütün şehitlerimiz için saygı duruşunda bulundular. Gür bir sesle İstiklal Marşımızı söylediler.Şekip Efendinin kızı, tarih öğretmeni, ağır ağır ağlıyordu.Tekrar yavaş yavaş kasaba meydanına gelindi, gezi bir gün ertelendi. Kasabalının ısrarı üzerine Erenköy Kız Lisesi, Zafertepe Çalköy Kasabasının misafiri oldu. Misaferiler birer ikişer evlere paylaştırıldı.
Ertesi gün kasaba meydanı ana baba gününe dönmüştü.Misafirler ağlanarak uğurlanıyordu. Tarih öğretmeni yaşlı bayan, "Babamım köyü" Zafertepe Çalköy Kasabasına,
"Artık bizde Zafertepe Çalköy'lü olduk" diyordu. Ondan sonra her 30 Ağustos'ta Şekip Efendi'nin kızı kasabamıza gelir, babasının ebedi istirahatgahını ziyaret ederdi.
Bu vatan toprakları binlerce Türk evladının kanı ile sulanmıştır.Her karışından şuheda fışkıran bu topraklar altında, binlerce kefensiz şehit yatmaktadır. Bu şehitler ki, gözleri kapalı, bayrama gider gibi savaşa gitmişlerdir. tek gayeleri ejdad yadigarı bu topraklarda yabancı bir bayrak dalgalanmasın. Ay Yıldızlı nazlı Bayrağımız son damla Türk kanı akıncaya kadar dalgalansın istemişlerdir.İşte bundan dolayıdır ki, bir hilal uğruna nice güneşler batmıştır. Bu güneşlerden biri de Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi'dir. Ne mutlu vatan için ölenlere, ne mutlu ölürken gülenlere. Aziz şehitlerimiz; Ruhunuz şad olsun

November 16

Kanımla Boyadım Damla Damla Tenini,Ölsem Ruhum Tutar Düştüğün Yerde Dimdik Seni

BİRİNCİ ELDEN BELGELER IŞIĞINDA BAŞKOMUTANLIK ZAFERİNİN YERİ ZAFERTEPEÇALKÖY İLE İLGİLİ ATATÜRK’ÜN HATIRALARI

Bilindiği gibi tarih ilminin, insan, yer ve zaman, sebep- sonuç ilişkisi gibi üç temel unsurundan biri olan yerin doğru tespiti çok mühimdir. Doğru tahlil, bilimsel tarih için buna ihtiyaç vardır.
Yazımızın konusu olan Zafertepeçalköy, Başkomutanlık Meydan Muharebesinin kazanıldığı, Türk İstiklâl Savaşındaki en önemli zaferin idare yeridir. Burada kazanılan zaferle Atatürk’ün ifadesiyle “Türkiye Cumhuriyetinin temelleri sağlamlaştırılmıştır.” Yakın tarihimizin bu önemli zaferinin kazanıldığı mekânın tanınmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle amacımız Başkomutan Meydan Savaşının kazanıldığı Kütahya ilinin Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepeçalköy beldesini tanıtmaktır. Elbette okuyucular takdir edecektir ki bu yazı için ayrılan iki sayfaya bu büyük zaferi ve Atatürk’ün bu zaferle ilgili hatıralarını sığdırmak imkânsızdır.
a) 30 Ağustos Zaferi Başkomutan Meydan Muharebesi Nerede Kazanıldı?
26 Ağustos 1922’de Afyon’dan başlayan Türk taarruzuyla Yunan kuvvetleri iyice hırpalanmış ancak tam anlamıyla mağlup edilmemişti. Bu nedenle kuvvetli mevzilerin olduğu Döğer- Dumlupınar hattı üzerinde savunmaya geçebilirdi. Bunu önlemek için I. Ordu görevlendirildi. Birliklerini Çalköy’de toplayan Yunanlıların Dumlupınar’a çekilmek istenmesinin önüne geçildi. Düşmanın beş tümeni Çalköy’de sarılmıştı.
M. Kemal Paşa 30 Ağustos günü kuşatma hareketini kesin bir sonuçla tamamlamak savaşı yakından seyir ve idare etmek için, karargâhını Çalköy yakınlarında bir yerde kurdu. Burası düşmanın mevzi almak üzere olduğu bir yerdi. Başkomutan MustafaKemal Paşa bu tepeden (Zafertepe’den) gördüklerini şöyle açıklıyor: “...Yunan kuvvetleri, Trikopis’in emrinde, Çalköy’ün batısında Eydemir-Adatepe-Ağaçköy mevkilerinin teşkil ettiği bir dairedeydi. Düşman arkasını Kızıltaş Deresi’ne vermişti. I. Ordu bu dereyi doğudan ve güneyden sarmış bulunuyordu. II. Ordu Çalköy’ü Kırkpınar’dan ve onun daha garbından sarmış bulunuyordu. Süvarilerimiz bu çevirme hareketine emrolundu. Artık hiçbir şeyden kaçmaya lüzum kalmamıştı. Bütün topçulara mümkün olduğu kadar yakından hatta ocak mevziinden ateş etmelerini emrettim...” Öğleden sonra bu beş düşman tümeni ağır kayıplar vererek geriye kalan “döküntü halinde bir takım parekende kıtalar İzmir’e doğru kaçıyorlardı.”

1

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. 1, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 1997, s. 274. Ayrıca bakınız, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk.lığı Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, sayı 97, Ocak 1994, Belge No: 2606, 2608, 2609 A.g.e., s. 274 Suat AKGÜL, Zafertepe Çalköy ve Başkomutanlık Zaferi, Ankara 1995, s.9. A.S.D, s. 276, Selahattin TANSEL; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C.IV, MEB Yay., İst. 1991, s. 166. A.S.D, s. 277, Burada sözü edilen yer Zafertepe olup, Çalköy sınırları içinde ve güneyinde 1km’.lik mesafededir. Atatürk muharebeyi bu tepeden bizzat yönetmiştir. Bkz., a.g.e.; s. 277 A.D.S., s. 277 Burada geçen köylerden Eydemir Çalköy’ün 3 km. Kuzey Batısında, Adatepe ise Çalköy sınırları içinde bir arazi, Zafertepe’nin güneyinde 1,5 km batsısında olup düşmanın imha edildiği savaşın tam odak noktasıdır. Kızıltaş Deresi 2 km. batısındadır. Akgül, s. 5–6. Kırkpınar, Çalköy’ün 2 km. batısında bir arazisidir. Tansel, s. 167; A.S.D, s. 277. Ayrıca bakınız Genelkurmay Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, sayı 97, Ocak 1994, Belge No: 2613, 2116 İsmet İNÖNÜ, Hatıralar, 1.Kitap, Bilgi Yay., Ank. 1985, s.290

Image Hosted by ImageShack.us

30 Ağustos 1922’de “Aslıhanlar-Çalköy-Allıören mıntıkalarında ve Çalköy’ün batısında kazanılan bu zafere Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın teklifi üzerine “Başkomutan Muharebeleri” adı verilmiştir.
b) Atatürk Zaferi Anlatıyor: Başkomutan M. Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa, Batı Cephesi komutanı İsmet Paşa 31 Ağustos günü Çalköy’de buluşarak, yıkık ve dumanları tüten bir evin avlusunda bulunan “Kırık Kağnı” arabasının üzerinde durum değerlendirmesi yaptılar. Şimdi bu noktada sözü, savaşı bizzat idare eden ve bu bilgileri; zaferden iki yıl sonra 30 Ağustos1924’te Çalköy’de Şehit Asker Abidesi’nin temel atma töreninde konuşan Atatürk’e verelim:
Şehit Asker Abidesi’nin temel atma töreninde konuşan Atatürk’e verelim:
“Efendiler, Ağustos’un otuz birinci günü takiben zevalde (öğle vakti) idi ki yine bu Çalköy’ünde yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Çakmak ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki vaziyeti mütela (değerlendirme) ettik. Kazandığımız meydan muharebelerinin bütün seferi hitama (sona) erdirebilecek azamet ve ehemmiyette olduğuna ittifak ettik. Şimdi Bursa istikametine çekilen düşman kuvvetlerini mahvetmekle beraber bütün orduyu asli ile durmaksızın İzmir’e yürüyecektik.
... Efendiler bu günden sonra İzmir’de Akdeniz”i, Mudanya’da Marmara’yı görmek için 8–9 günlük zaman kâfi gelmiştir. Fakat hatırlamalıyım ki bu üzerinde bulunduğumuz tepeye, bu yanık Çalköyüne gelebilmek için yalnız Sakarya’dan bu yana sarf ettiğimiz zaman tam bir senedir.” diyen Atatürk Çalköy’de kazanılan zaferin Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sağlamlaştırdığını belirterek sözlerini şöyle sürdürmüştür: “Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada sağlamlaştırıldı. Hayatı ebediyen burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada pervaz eden şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada esasını vazettiğimiz “Şehit Asker Abidesi” o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil edecektir.” der ve konuşmasını şöyle bitirir: “Arkadaşlar, bu gaza ve şahadet diyarını terk ederken “Şehit Askeri” hep beraber hürmet ve tazimle selamlıyorum.”
Sonuç itibariyle Atatürk’ün ağzından birinci el bir belgeyle ve diğer belgelerle “kırık kağnı değerlendirmesinin” yapıldığı yer “30 Ağustos Başkomutan Zaferinin kazanıldığı yerle ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin sağlamlaştırıldığı yer” sözlerinin Zafertepeçalköy kasabasında (eski adıyla Çalköy’de) yapıldığı ortaya koymuş olduk. Bu durumda Çalköy’ün ve Büyük Zaferin, Atatürk’ün bu zaferle ilgili hatırasının, sözlerinin tanıtılması işi yetkililere düşmektedir.
Image Hosted by ImageShack.us

kaynaklar
Harp Tarih Vesikaları Dergisi, sayı 62, Belge No: 1412, Akt. Tansel, s.168. “30 Ağustos’ta Çalköy, İçören, Büyükaslıhanlar bölgesinde beş tümenlik Yunan ordusu kesin olarak yenilmiştir.” Bkz. HTVD, sayı 61,62. Belge No: 1395,1402. Akt. Tansel, s.168. Ayrıca bak. Nutuk, C.II, 4. Bsk. T.T.K. Yay., Ank.1999, s. 900 .
Tansel, s.169; İnönü, a.g.e., s.290; A.S.D., s.183.
Şehit Asker Abidesi savaşın geçtiği Çalköy Berberçam mevkiindedir. Çalköy’deki “Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı” kitabesinde verilen bilgiye göre; Atatürk 31 Ağustos günü düşman top mermisinin açtığı çukurda şehit düşmesine rağmen sancağımızı bırakmayan bu Türk Mehmetçiğinin şahadetinden çok duygulanmış ve tarihi bir hatıra olmak üzere buraya anıt yapılmasını emretmiştir.
A.S.D., s.183 ; İsmet İnönü, a.g.e., s. 290.
A.S.D.,s. 188.
Bu konuşmanın içeriğinden çok net biçimde anlaşıldığı gibi Çalköy’de, bizzat zaferi idare ettiği, zaferle ilgili yukarıda verilen sözlerini Çalköy’de söylediği Zafertepe’de yaptığı 30 Ağustos 1924 konuşmasından açıkça anlaşılmasına rağmen; 31 Ağustos 1924 tarihli Ankara’da yayınlanan “Hakimiyeti Milliye Gazetesi” konuşmanın başlığını “Dumlupınar’da Konuşma” şeklinde vermesi, karışıklığa meydan vermektedir. Hâlbuki içeriğe bakıldığında çok açık biçimde bu konuşmanın Çalköy’de yapıldığı anlaşılmaktadır. Bk. ASD, s.179.
Murat BİÇER
Tarih Öğretmeni.

 

 

November 07

Büyük Taarruz

 
6. Kolordu komuıtanı 2.Ordu komutanlığının emrini alınca 30 Ağustos sabahı 08:00'de 16. Tümeni Zafertepe Çalköy ve 17. Tümeni Hamurköy doğrultusunda derhal harekete geçirdi. ve rastlayacakları düşmana taarruz etmelerini emretti. Saat 10:00'da bir kurmay yüzbaşıyı tümenlere gönderdi ve kendisi kurmay başkanıda yanına alarak Hamurköy'le Zafertepe Çalköy arasındaki sırtlara çıktı.

Genişler-Muradhanlar bölgesinde bulunan 16. Tümen, sabah erkenden süvari bölüğünü Zafertepe Çal doğrultusuna sürmüşve birlikleri harekete hazır bir durumda bekletiyordu. Saat 09:55'de kolordu emrini alınca saat 10:30'da Zafertepe Çalköy doğrultusunda yürüyüşe geçti. Piyade ucu saat 13:55'de Zafertepe Çalköy'ün 5 km kuzey-doğusuna vardığı zaman Tümen Süvari Bölüğü'nden gelen raporda : Keşif kollarımızın Zafertepe Çalköy dolaylarında, Yunan artçılarının da Zafertepe Çalköy'de bulunduğu bildiriliyordu.

Öncüde bulunan Tümen komutanı yürüyüş kolunu Akyol Tepesi hizalarında durdurdu, öncüde batarya mevziye girerek saat 14:30'da Zafertepe Çalköy ve batısında hedeflere ateş açtı. Bu sırada Tümen Süvari Bölüğü Kızıltepe'deydi. Yapılan gözetlemelerde önemli Yunan birliklerinin Zafertepe Çalköy'ün iki buçuk kilometre batısındaki derelerden karışık bir haldebatıya çekildikleri görülmekteydi. Saat 15:30 da yolun batısından 64. Alay, doğusundan 44. alay açılarak Zafertepe Çalköy doğrultusuna ilerlemeye başladılar. Yunanlıların iki bataryası yürüyüş kolundan çıkarak açıkta mevzi aldı ve ateş açtı. Tekmil Tümen topçusu da Akyol kuzey-doğu yamaçlarında mevziye girerek Yunan topçusuna, birliklerine ve kümeler halindeki ağırlıklarına çok şiddetli ve etkili bir ateş açtı. Topçunun ateşi ve alayların ilerlemeleri üzerine Yunanlılar batıya yürüyüşü durdurdular, bir kısım kuvvetiyle de mevzideki zayıf birliklerini takviyeye başladılar.

16.Tümenin 43. Alayı ile hücum taburu Akyol kuzey-doğusunda yol civarında ihtiyatta, Tümen Komutanı Kızıltepe'de bulunuyordu. Saat 16:00'da Hamurköy doğrultusuna ilerleyen 17. Tümen'in bir alayının yürüyüş kolunda kuzey-doğuya çekildiği görüldü.
br>Öğle üzeri Çirlek güneyindeki Gökeseki tepesine çıkan 2. Kolordu Komutanı'da aynı durumu görüyordu. Saat 15:20'de 16. Tümene şu emri gönderdi :

"Zafertepe Çalköy'ün üç kilometre batısından itibaren vadi içinde ve İşören (Allıören) köyü civarında büyük bir düşman yürüyüş kolunu ve toplu kuvvetlerini saat 13:00'de bizzat gördüm.Tereddüt etmeden düşman üzerine son süratle atılmanızı beklerim. Hepsini esir edeceğiniz muhakkaktır. Sağınızda ve Allıören'e gelmesi icab eden 61. Tümen'e de bu emri tebliğ ediniz. Bu emrin bir suretini Kolordu Kumandanı Paşa Hazretlerine arz ediniz. 61. Tümen Allıören civarında bulunacaktı. Halbukji benim gördüğüm kıtaat da o civardadır. Her iki tümen birbirinizi düşman zannı ile bir hata olmamasınuı rica ederim."

Ordu emri saat 16:15'de tümene geldi. Taarruz devam ediyor, 44. ve 64. alaylar saat 17:00'de Yunan hatlarına 400 metreye kadar yaklaşmış bulunuyorlardı Güneyden, Zafertepe Çalköy'ün doğu-güneyine 11. Tümenin 26. Alayının topçu desteğinde ilerlediği görülüyordu.
(Kaynak : Türk İstiklal Harbi II. Cilt, Batı Cephesi 6. Kısım 2. Kitap Büyük Taarruz)
 

 _______________________________

masum prenses
 


aabeyin spacesi.Şehitlerin unutulmadığını kanıtlıyor...Muhtarın kızı

___________________________________________________________________________

Benim Logom

 

aziz&uzun

<a href="http://spaces.msn.com/members/uzunaziz1982/"><img src="http://img232.imageshack.us/img232/8223/16wf1.jpg" border="0" width="250" alt="aziz&uzun" /></a>

____________________________________________________________________________

 

kütahya spaces 

_______________________________________________________________________________________

 

 

Türkiyenin En Büyük Portalı,Spaces Hakkında Açılan İlk FORUM...

 

 

 aykac&recepsharpfriend'e gider...Kartal Bey

 

 

A href="http://spaces.msn.com/members/sharpfriendunitedstates">

 

ESLEM

 ESLEM ESLEM

 

 

 

    KIYI İLE DALGANIN  AŞK

Dalga ile kiyinin askini bilirmisin Oncesizden baslayip sonsuza giden Dalga hep aska kavusma ozlemiyle atilir Dalga seven  kıyıya kiyi sevilendir Dokunur parmaklarinin ucuyla sevdigine dalga ve doner hep geriye Bilir kavusamayacagini ama hep kosar kiyiya Her bir dokunusunda askina verir bedenini hesapsizca iste bende seni boyle severim yar.ya bilirmisin dag basinda acan ucurum ciceklerini.bilirlergorunmeyeceklerini.....sevilmeyeceklerini......
koklanmayacaklarini.......oksanmayacaklarini.......ama inatla acarlar askla.. sevgiyle.. ozlemle.hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasini iste bende seni boyle beklerim yar...ya ipek bocegini bilirmisin onun kozasinin icinde ordugu o iplige olan askini bilir o ordugu ipligin kendisinin olumu olacagini ama askina feda eder kendini oyle verir kendini yarenine korkusuzca iste bende kendimi boyle veririm sana yar...ya agac ile meyvesinin askini bilirmisin meyvesini vermelidir agac yeniden dogmak icin oyle zorludurki ayrilmalari verir meyvesini agac meyve tohum olur tohum kok olur ve yeniden dogar agac kendi meyvesinden iste bende boyle yar yok olmayi goze aldim tekrar sende dogmak icin
.

Your Banner

 
aziz  
Photo 1 of 40

Aziz UZUN

Occupation
No list items have been added yet.